Can DÜNDAR, Sarı Zeybek  

Posted by Murat Yılmaz in

KİTABIN ADI: Sarı Zeybek
KİTABIN YAZARI: Can DÜNDAR
BASIM TARİHİ: Ekim 1994
YAYINEVİ VE ADRESİ: Doğan Yayın Holding A.Ş. Güneşli / İSTANBUL
KİTABIN YAYIM MAKSADI: Atatürk’ün Ölümüne Kadarki Son 300 Gününü İnceleyerek, Atatürk ’Ün Her Zaman Var Olmuş Fakat Pek İşlenmemiş Olan İnsancıl Yönlerini Anlatmak, Atatürk’ü Sevdirmek.

KİTABIN ÖZETİ :

Kitap, Atatürk’ün hastalığının ilk belirtisinin görüldüğü 11 Kasım 1923 tarihiyle başlıyor. Atatürk Cumhuriyeti kuralı onüç gün olmuştu ve Çankaya’da eşiyle birlikte öğle yemeğindelerken eli birden kalbine gitmiş ve şiddetli bir sancıyla kıvranmıştı. Yirmi dakika kadar süren bu sancı Atatürk’e epey sıkıntılı anlar yaşatmıştı. Aynı sancı iki gün sonra tekrarlamış ve doktorların ilk muayenesinden, kalbinin çok çalışmaktan yorgun düştüğü teşhisi koyulmuştu. Atatürk’ün kalbinin dinlenmesi için istirahat etmesi ve perhiz gerekiyordu. Sigara azaltılmalıydı. Fakat yakın çevresi dahil Atatürk’e bunları yaptırmak kolay değildi. Sonunda Atatürk’e hakim
olunamayacağı anlaşılınca, İzmir seyahati önerildi. Atatürk İzmir’de 50 günlük bir istirahat sonunda, Ankara’ya dinlenmiş olarak geri döndü ve hemen işe koyuldu.

Atlatıldı sanılan bu ilk kriz, yazara göre Atatürk’ün ölümle ilk randevusu idi. İkinci kriz, 3,5 yıl sonra 22 Mayıs 1927 tarihinde Atatürk’ü gece, yatağında yakaladı. Şikayet gene aynıydı : Sol kolunda ve göğsünde şiddetli bir ağrı vardı. Teşhis aynıydı: Yorgunluk, fakat bu kez hükümet olaya el koydu. Berlin’den doktor getirtildi. Doktorlar Atatürk’ün çokDaha fazla... sigara içmekten dolayı göğüs anjini geçirmiş olduğuna karar verdi. Tedavisi de aynıydı. Fakat Atatürk’e bunları yaptırmak hemen hemen imkansızdı. O kendinin hasta olduğuna inanmıyordu. Gerçekte de teşhis doğru değildi. Çünkü hasta olan kalbi değil, karaciğeriydi. Atatürk bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle ve çok çalışıyordu. Ayrıca sigara içkiyi de çok kullanıyordu. Dinlenmeye ise hiç zaman ayıramıyordu. Atatürk, bir gün Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a neden içtiğini şöyle açıklamıştı:

“İçiyorum, çünkü: Bu vücut artık bu kafayı taşımıyor. Kafam vücudumun çok önünde gidiyor. Beynimi huzura kavuşturmak, biraz dinlendirmek için içiyorum.”

Ancak, burada da dinlenmek pek mümkün olmuyordu. Çünkü Atatürk’ün sofrası, sadece yemek yenen içki içilen bir yer değildi. Burası, bir “Bilgeler Meclisi” ya da bir “Danışma Kurulu” ydu. Ülkenin her meselesi orada gündeme gelir, Atatürk orada devlet adamları ve düşünce adamlarıyla sabahlara dek süren tartışmalar yapardı. Bu çalışmalar sabahın ilk ışıklarıyla son bulurdu. Atatürk, konuklarını uğurladıktan sonra çoğu zaman yüzünü yıkar, tıraş olur ve yeni güne başlardı. Fakat, Atatürk 1936’dan itibaren yorulmaya başlamıştı. Çalışma arkadaşları, masadaki devin mavi gözlerinde yanan ışıkların sönmeye yüz tuttuğunu fark ettiler. Artık öğleden sonra uyanıyor, küçük gezintiler yapıyor ve çabuk yoruluyordu. Çehresi müthiş değişmiş, benzi solmuş, hatları keskinleşmişti.

İlk kriz bir Kasım günü gelmişti. İlk ateş de bir Kasım günü geldi. Tıpkı son sancının bir Kasım sabahı geleceği gibi...

21 Kasım 1937 sabahı, Atatürk şiddetli bir titremeyle uyandı. Zatürre kapıdaydı. Ateşi 39’u vurmuştu. Göğsünün sağ tarafında bir ağrı vardı. Ciğeri kan toplamıştı. Doktorlar bu kez işin çok ciddi olduğunu anlatıp, kesin perhiz istediler. Atatürk izleyen beş günde dinlendi, perhize uydu ve hızla iyileşti ve yeniden hiçbir şey olmamış gibi işe koyuldu.

1938 başında hastalık iyiden iyiye “geliyorum” demeye başladı. Uzun süredir hissedilen halsizlik ve iştahsızlığa şimdi iki yeni illet eklenmişti: Burun kanaması ve kaşıntı. Sol bacağının kasık bölgesiyle diz kapağı arasında müthiş bir kaşıntı başlamıştı.

Atatürk sözde devamlı doktor kontrolü altındaydı. Ama şikayetlerine karşı devamlı anlık tedaviler uygulanıyordu. Doktorlar iştahsızlığına iştah açıcı meze tavsiye ediyor, burun kanamalarına da tamponla çare bulmaya çalışıyorlardı.

Kaşıntının da sebebi bulunmuştu: Kırmızı karıncalar. Atatürk, hemen kaplıca tedavisi için, gerçek teşhisle yüzleşeceği Yalova’daki kaplıcaya gönderildi.

Atatürk, derdini bir kez de kaplıca müdürü Doktor Belger’e anlattı. İşte gerçek hüküm anı gelmişti. Dr. Belger, karaciğerden kuşkulandı ve büyümeyi fark etti. Karaciğer kaburga altını 3 parmak kadar aşmış ve sertleşmişti.

Karaciğerdeki büyüme “Siroz başlangıcı”nın işaretiydi ve bu teşhiste en az bir yıl gecikilmişti. Tarih: 22 Ocak 1938.

Şubat sonlarında, Atatürk’ün hastalığının vehameti hükümete iletildi. Başvekil Celal Bayar, Atatürk’ün muayene ve tedavisi için Almanya’dan ve Fransa’dan doktor getirtmek istediklerini Atatürk’e söyledi. Fakat Atatürk yabancı doktorları istemedi. Atatürk’e göre, ortada Hatay meselesi vardı ve hastalığının hariçte duyulması hiç de iyi olmazdı.

Nihayet, Türk hekimleri 6 Mart 1938 günü Atatürk’ü muayene ettiler, uzun uzun tedavi üzerine konuştular. Hastalığın sonunda mutlaka “ölüm” olduğunu hepsi biliyordu. Yapılacak tek şey, bu feci akıbeti geciktirmekten ibaretti.

Bütün bu bilgiler Atatürk’e iletildi. Atatürk’e içkiyi bırakması gerektiği bildirildi. Atatürk, her ne kadar doktorların, hastalığını içkiye bağlamalarına inanmasa da, o günden ölünceye kadar yani 9 ay süreyle ağzına içki koymadı.

Atatürk’ün sağlığı üzerine üretilen dedikodular iyice artmıştı. Avrupa gazetelerinde Ata’nın sağlığına ilişkin karamsar haberler çıkıyordu. Fransızlar, Hatay meselesinin bizzat içinde olduklarından, Atatürk’ün sağlık durumunu merak ediyorlardı. Gazetelerde Atatürk’ün ağır hasta olduğu yazılıyordu. Anadolu ajansı her ne kadar bunları tekzip etse de böyle haberlerin tek bir tekzip şekli olurdu: Atatürk’ün ortaya çıkması.

Bunu Atatürk’ te biliyordu. Hem milletine söz vermişti. Hatay’ı geri alacaktı. 19 Mayıs onun doğum günüydü. Ankara’daki kutlamalardan sonra Mersin’e hareket etti. Dünyaya yaşadığını ve gücünü gösterecekti.

İşte bu tam bir çılgınlıktı. Üç ay boyunca her günün 23 saatini yatarak geçirmesi gereken bir adam, Mayıs sıcağının kavurduğu Mersin’e gidiyordu. Hatay sorunu böylesine gündemdeyken, ülkesinin ona ihtiyacı varken nasıl yatıp dinlenebilirdi?

Ve Mersin seyahati, bu yüzden O’nun için “son darbe” oldu. Yabancı basındaki hastalık haberleri kesilmişti. Kısa bir süre sonra Fransız ve İngilizler Hatay konusunda tüm koşullarımızı kabul ettiklerini bildirdiler.

Beklenen sonuç alınmıştı. Ama bu güç gösterisi Atatürk’ün canına mal olacaktı. Karaciğerinde büyüyen hastalık ikinci ve şifasız devresine girerken, Atatürk 1 Haziran 1938’de Savanorasına, sadece 55 gün kullanabileceği yüzer sarayına kavuşuyordu. Atatürk hala hastalığını ciddiye almıyor ve çok çalışıyordu.

Sonunda, Savanora’da fazla kalamayacağı anlaşıldı ve 25 Temmuz günü Dolmabahçe Sarayına taşındı. Hastalığı üçüncü ve son aşamasına böylece girmiş oluyordu.

Atatürk’ün karnı iyice şişmişti. Doktorlar bu suyun alınması gerektiğine karar verdiler. Operasyon başarı ile tamamlanmıştı ve Atatürk’ün karnından tam 12 litre su çıkartılmıştı.O geceden itibaren doktorlar, Atatürk’ün devamlı istirahat etmesi gerektiğini belirterek, ziyaretleri yasakladılar. Çok zorunlu haller dışında hastanın yanına kimse alınmayacak, fazla konuşturulmayacaktı.Bu tavsiyelere harfiyen uyulması için de en yakınındaki 5 kişi o geceden itibaren yan odada nöbet tutmaya başladılar. Bu nöbetler, 10 Kasım’a dek aralıksız devam etti.

Ekim’e girilirken Atatürk derin uykular uyuyor, sabahları bitkin uyanıyordu. Geceleri inlemeye ve sayıklamaya başlamıştı. Atatürk’ün sıhhi durumu iyice kötüleşmişti. Nihayet ilk ağır koma 16 Ekim Pazar günü geldi. Durumu bir bildiriyle halka anlatıldı. Ülke ayağa kalkmıştı. Ülkenin üstüne adeta ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Türkiye nefesini tutmuş, Atası için dua ediyordu. Korkulan olmadı. Atatürk ölümü yenmişti.

Nihayet 29 Ekim gelmişti. Cumhuriyet 15. Yaş gününü kutluyordu. Atatürk ise Saray’da yatağında “Ah Ankara... Ah Ankara’ya gidemedik” diye yakınıyordu.

Atatürk 29 Ekim’den 7 Kasım’a kadar ki 10 günü yarı uyur, yarı uyanık halde geçirdi. Genellikle kendinde değildi.

7 Kasım sabahı arkaüstü yatarken tükürmeye başladı. Tükürüğünde kan vardı. Atatürk karnındaki suyun çekilmesini istedi. Doktorlar, onun son buyruğunu yerine getirdiler. Rahatlamıştı.

8 Kasım’a girilirken kendini bilmiyordu. Saat 19.00’da ikinci ağır komaya girdi. Gece Anadolu Ajansı durumun ciddiyetini bildiriyordu.

Artık bütün ülke, Ata’sının son saatlerini yaşadığını biliyordu. Ama ağlamaktan ve dua etmekten başka kimsenin elinden bir şey gelmiyordu.

9 Kasım Çarşamba sabahı, Atatürk’te adale kasılmalarıyla istem dışı hareketler ve inlemeler görüldü.

Akşama doğru Atatürk yeni bir komaya girmişti. Nefes borusundan hırıltılar işitilmeye başlandı. Baş ucundaki doktorlar müşahade defterine “Agani” diye not düştüler.

Agani: Can çekişme demekti. Resmi Tebliği: 9 Kasım – Saat 24.00, saat 20.00’den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vahamete doğru seyretmektedir. 10 Kasım sabahı Ulu Önderin, boğazındaki hırıltılar azalmıştı. Saat 09.00 olduğunda göğsü hızla inip çıkmaya başladı. Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı giriyordu.


Devamını okuyun >>>

Harro Von SENGER,, Savaş Hileleri-Strategemler  

Posted by Murat Yılmaz in

KİTABIN ADI: Savaş Hileleri-Strategemler
KİTABIN YAZARI: Harro Von SENGER
ÇEVİREN: Metin ÖZBALTA
BASIM TARİHİ: 1995
YAYINEVİ VE ADRESİ: Anahtar Kitaplar Cağaloğlu / İSTANBUL

KİTABIN ÖZETİ :

Strategem (savaş hilesi, Çince ji) sözcüğü, Çince’de en eski askerlik kuramı metninde, Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” isimli incelemesinde geçer. Sözcük bu incelemenin ilk bölümünün başlığında yer almaktadır. Bu bölümde savaş sanatı, yanıltma, aldatma sanatı olarak tanımlanır. Sun Tzu için düşman karşısında askeri yoldan elde edilen zafer, savaş sanatı açısından yapılan değerlendirmede ancak üçüncü sırada yer alır. O, ikinci sıraya diplomatik araçlara başvurularak kazanılan zaferi koyar. Fakat ilk sırayı strategem yoluyla kazanılan zafer alır. Ünlü Prusyalı general, savaş kuramcısı ve stratejist Clausewitz’de “Savaş Üzerine” adlı kitabında bu konuyu savunmuştur.

Strategem, dar anlamda hile veya aniden tasarlanmış bir eylemden planlı olarak
düşünülmüş bir eyleme kadar, geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Şu durumlar için söz konusudur:

İçinden çıkılması zor görünen, doğrudan bir çıkış yolu bulunamayan durumlar

Karşıdaki kişi tarafından görülmeyen, farkına varılmayan durumlar

Gizli olarak sahneye konulmuş ve bu nedenle çoğu kez tiyatro etkisi yapan, fakat karşıdaki kişinin gerçekmiş gibi etkilendiği durumlar

Sözcüğün en geniş anlamıyla “aldatma” gerektiren durumlarDaha fazla...

Uygulayanın amacı bakımından “iyi” görünmekle birlikte karşı taraf için “kötü” olması gerekmeyen ve hatta onun için bile “iyi” sayılabilecek durumlar

Strategemlerin çeşitli kategorileri vardır:

Doğruyu tam göstermemek, başka şekilde göstermek, kamufle etmek

Karşı tarafta aldatıcı umutlar uyandırmak, yanlışı doğruymuş gibi göstermek, görünüşe aldanmayı sağlamak, kandırmak

Ganimete konmak

İnisiyatif kazanmak, inisiyatifi elde tutmak

Baştan çıkarmak, yanlış yönlendirmek

Kaçmak, gözden kaybolmak

Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Savaşta hiçbir hileyi hor görme.” Bu nedenle strategemler kuramı, askerlik kuramının önemli bir bölümüdür. Savaşan bir komutan inisiyatifi kendi eline geçirmek isterse, düşmanını sürprizlerle mat etmeye yönelmek, yani düşmanın durumunu gözeterek uygulanabilir strategemler düşünmek zorundadır. Bu onu, kötü bir durumu iyi bir duruma dönüştürmek ve az sayıda bir kuvvetle düşmanın üstün gücüne karşı zafer kazanmak üzere harekete geçirir. Öyle ki, böyle bir strategemle o komutan, düşmanı askeri güç kullanmaksızın bile dize getirebilir. Askeri strategem sanatının temelinde yatan ilkeler, en yüksek ölçüde doğadan çıktıklarından, askeri strateji ve taktiğin genel ilkeleri olarak büyük bir yaşama gücüne sahiptirler.

STRATEGEM 1: İMPARATORU YANILTMAK VE DENİZİ AŞMAK

ÖZÜ: Amacı gizlemek, rotayı saptırmak. Takiyye strategemi..

YORUM: “Demek ki herkesin gözü önünde açıkça olup bitenler, sadece ve çoğu kez derinde yatan bir gizi örterler.”

STRATEGEM 2 : ZHAO’YU KURTARMAK İÇİN WEİ’Yİ KUŞATMAK

ÖZÜ: Düşmanın aşikar zaferini, onun korumasız, zayıf yerlerinden birini tehdit ederek yenilgiye dönüştürmek. Boşluk bulma strategemi.

YORUM: “Savaş suya benzer. Hiçbir belirli biçimi yoktur. Taktiğini düşmanın durumuna göre uygulayan ve zafere ulaşan kişi, tanrılara layık bir iş yapmış sayılabilir.”

STRATEGEM 3 : BAŞKASININ HANÇERİYLE ÖLDÜRMEK

ÖZÜ: Bir düşmanı bir yabancı el aracılığıyla saf dışı bırakmak. Kendini tehlikeye atmadan birini dolaylı yönden rahatsız etmek. Vekil kullanma strategemi. Kendi yerine birini işe koşma strategemi.

YORUM: “Kendi gücün sınırlı ise düşmanın gücünü ödünç almalısın. Düşmana zarar veremiyorsan, onu kendi hançeriyle vurmayı denemelisin. Hicbir generalin yoksa, düşmanın generalini ödünç al. Hiçbir şey yapamıyorsan, hareketsiz kal. Hiçbir çıkış yolun yoksa, düşman eliyle amacına ulaş.”

STRATEGEM 4 : YORGUN DÜŞMANI SUKUNETLE BEKLEMEK

ÖZÜ: Yorgun (bitap) düşürme strategemi

YORUM: “Güçlü düşmanı yorgun düşürerek zayıflatmak gerekir.”

STRATEGEM 5 : HIRSIZLIK YAPMAK İÇİN YANGINDAN YARARLANMAK

9 öyküyle açıklanmıştır.

ÖZÜ: Bir mahrumiyetten, bir güçlükten, bir krizden yarar sağlamak. Kaosa düşmüş düşmana saldırmak.

YORUM: “Sadece tarlasını işleyen, eğitimi ve okumayı yararsız sayan köylüler büyük zararlara uğrarlar.

STRATEGEM 6 : DOĞUDA GÜRÜLTÜ ETMEK, BATIDA SALDIRMAK

ÖZÜ: Saldırıyı doğudan yapacağını duyurmak, fakat bunu batıda yapmak. Saldırının gerçek istikametini gizlemek amacıyla, bir başka istikamette manevra yapmak. Sözde saldırı strategemi.

YORUM: “Doğu’ da(n) gürültü çıkart; Batı’ da(n) saldır.”

STRATEGEM 7 : BİR HİÇTEN BİR ŞEY YARATMAK

ÖZÜ: a Bir sahte tehlikeyi öylesine sahnelemeli ki, rakibin (düşmanın) dikkati, ardından gelmekte olan gerçek tehlikeyi sahte tehlike sayacak şekilde çelinmiş ve rakip (düşman) herhangi bir savunma önlemi almadan kurban durumuna düşürülmüş olsun.

b Bir sahte senaryoyla düşmanın gerçeği başka türlü algılamasını sağlamak ve bu suretle avantaj elde etmek.

c Uydurma haber yaymak; düzmece bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek; ortalığa söylentiler yaymak; tezvirat ve yalan kampanyası açmak; karalama taktiği gütmek; bir sivrisinekten fil yapmak; abartma manevrası.

YORUM: “Yuvarlanan bir top, deliğe düşerse, yuvarlanması sona erer; oysa akıllı bir adamın yaydığı bir söylenti yoluna devam eder.”

STRATEGEM 8 : GÖRÜNÜŞTE ASMA KÖPRÜYÜ ONARMAK, FAKAT GİZLİCE CHENCANG’A YÜRÜMEK

ÖZÜ: a Yürüyüş yönünü kamufle etme strategemi.

b Asıl amacı sıradan bir eylemin ardına gizlemek; normal, alışılmış, teamüle uygun bir eylemin arkasına, tam aksi bir eylemi gizlemek.

YORUM: “Düşmanın saldırısını etkisiz kılacak olan şey, olağan ile olağandışını birleştirmektir. Genel olarak savaş sırasında olağan olandan bir yan katkı olarak yararlanılır. Fakat zafere, anormal olandan yararlanılarak ulaşılır.

STRATEGEM 9 : KARŞI KIYIDA YANAN ATEŞİ GÖZLEMEK

ÖZÜ: Düşmanın içine düştüğü krizi, güç durumu, görünüşte ilgisizce izlemek. Bilinçli olarak görmezden gelme: Eğilimler kendi çıkarına gelişinceye kadar, bir yardıma, etkin bir müdahaleye veya acil bir eyleme başvurmamak. Daha sonra eyleme geçmek ve meyveleri toplamak. Durumu, sonucunu bekleyerek kollama, oyalama strategemi.

YORUM: “Görünüşte hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmanın en yüksek biçimidir.”

STRATEGEM 10 : GÜLÜCÜK ARKASINA HANÇER SAKLAMAK

ÖZÜ: Kötü niyetle dostluk gösterme. Güzel sözlerle niyeti gizleme (örtme). Sözle göz bağlama (uyutma) strategemi.

YORUM: “Diplomasinin gülücükleri; bu gülücükler arkasında bir hançer gizlidir.”

STRATEGEM 11 : ŞEFTALİ AĞACI YERİNE KURUYAN ERİK AĞACI

ÖZÜ: a Bir aldatıcı manevra yardımıyla, başkasını kurtarmak için kendini kurban etmek.

b Bir aldatıcı manevra yardımıyla, kendini kurtarmak için başkasını kurban etmek.

c Bir aldatıcı manevra yardımıyla, üçüncü bir kişiyi kurtarmak için birini kurban etmek.

d Çok değerli bir şeyi elde etmek için küçük bir kurban vermek.

YORUM: Bir çok suçlu, kendini geri planda saklayıp başkalarını kullanır. Bunlar karanlıkta ipleri ellerinde tutarlar ve işlerin iyi gitmediği durumlarda, kullandıkları kişileri ölümle baş başa bırakırlar.

STRATEGEM 12 : KOYUNU HAFİF ELLE ALIP GÖTÜRME

ÖZÜ: Bir avantaj sağlayacak bir şansı değerlendirmek üzere, psikolojik olarak her zaman ve her yönden hazırlıklı olmak.

YORUM: “Küçük, üzerinde durmaya değmez görünen bir avantaj bile göz ardı edilmemelidir. Çünkü küçük damlalar birikip okyanus olur.”

STRATEGEM 13 : YILANI ÜRKÜTMEK İÇİN ÇAYIRA VURMAK

ÖZÜ: Ağız yoklamak. Dolaylı yoldan uyarmak, yıldırmak. Gözdağı verme strategemi. Kışkırtma strategemi.

YORUM: “Kişilerin eğilimlerini anlamak için önce onları yoklayın.”

STRATEGEM 14 : RUHUN GERİ DÖNMESİ İÇİN BİR CESET ÖDÜNÇ ALMAK

ÖZÜ: a Tamamen geçmişe ait bir şeyi yeni bir amaçla yeniden yaşama sokmak.

b Gerçekte yeni olan bir şeyi, eski ve değerli bir şeymiş gibi kutsamak.

c Kendi özel güç alanını oluşturmak için başkasının gücünden yararlanmak.

YORUM: “Sürekli zafer kazanmak mümkün değildir. Ancak yararlanılabilir haldeki tüm şansları, insiyatifi ele geçirmek ve yenilgiyi zafere dönüştürmek için kullanmaya çalışmak gerekir.”

STRATEGEM 15 :DAĞDAKİ KAPLANI DÜZLÜĞE ÇEKMEK

ÖZÜ: Kaplanı, en önemli desteğinden, kendisini koruyan şeylerden mahrum kılarak zayıf düşürmek.

YORUM: “Düşmanın üstüne doğruca gitmek tehlikelidir; düşmanın gelmesini sağlamak fayda getirir.”

STRATEGEM 16 : BİR ŞEYİ YAKALAMAK İSTİYORSAN, ÖNCE ONU SERBEST BIRAKMALISIN

ÖZÜ: Kedi-fare strategemi.

YORUM: “Zamanı gelmediği sürece hiç kaygıya kapılmamalı ve özel bir çabayla geleceği belirlemeye kalkışmamalı.”

STRATEGEM 17 : BİR YEŞİM ELDE ETMEK İÇİN BİR TUĞLA FIRLATMAK

ÖZÜ: Ver-al strategemi. Yem-balık strategemi.

YORUM: “ Her armağan dostluğu pekiştirir.”

STRATEGEM 18 : BİR HAYDUT ÇETESİNİ ZARARSIZ HALE GETİRMEK İÇİN, ÖNCE ELEBAŞISINI YAKALAMAK GEREKİR.

ÖZÜ: Düşmanı, seçkinlerini zararsız hale getirerek bertaraf etmek. Elebaşını vurma strategemi

YORUM: “Düğüm, ipin ucunu bularak çözülür.“


Devamını okuyun >>>

Em.Kur.Yarbay Köprülülü Şerif, Sarıkamış  

Posted by Murat Yılmaz in

KİTABIN ADI: Sarıkamış
KİTABIN YAZARI: Em.Kur.Yarbay Köprülülü Şerif (İlden)
BASIM TARİHİ: ARALIK 1998
KİTABIN YAYIM MAKSADI: Geçmişte Yapılan Hatalardan İbret Alınması

KİTABIN ÖZETİ :

SARIKAMIŞ

Enver Paşa’nın Sarıkamış Harekatını tarih kitapları bir trajedi olarak nitelendirir. Gerçekten de doksan bin insanımızın boşu boşuna ölüp gittiği bu harekat bir trajedidir. Allahüekber dağlarında donarak ölen askerlerimizin iskeletlerinin uzaktan çalı çırpı gibi göründüğünü o dönemde yaşamış olan insanlarda tanık olmuşlardır. Bu görüntüyü rahmetli Orgeneral Refik TULGA 1963’te 3 ncü Ordu Komutanı iken değiştirmiş toplattığı kemikleri toplu bir mezara gömdürerek oraya bir anıt diktirmiştir.

Sarıkamış kuşatma manevrası,3 ncü Ordu’nun bu manevradan önceki bir bucuk aylık süre
içerisinde Rusları torağımızdan söküp atamaması yüzünden çıktı. İlk fikri İstanbul verdi. 3 ncü Ordu komutanlığı üstü kapalı bir emir sayılabilecek bu fikri kabul etti ve yerine getirilmesi konusundaki görüşlerini Başkomutan vekaletine arz etti.

Bundan dolayı,kuşatma manevrası kararına 3 ncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa Hazretleri’nin tümüyle karşı çıktığı ve o nedenle görevini bırakmaya zorlandığı hakkındaki kanı Daha fazla...yanlış olsa gerekir.

Bu kuşatma manevrası Köprüköy Savaşı’nın yapılması için 3 ncü Ordu Komutanlığı’nın elindeki kuvvetleri tümüyle kullanmadığından kaynaklanan hatanın zorunlu bir sonucuydu.

“Buradan o dağlara baktığımızda,üzerine kar düşmüş çalılıklar görürdük. O çalılıkların kurda kuşa yem olmuş askerlerimizin kemikleri olduğunu oraya gidince anladık. “ Vaktiyle Sarıkamışlı bir ihtiyarın söylediği bu sözler,tarihimizde Sarıkamış Harekatı olarak bilinen facianın boyutlarını özlü bir biçimde yansıtıyor.

Tam doksan bin insanımızın ölümüyle sonuçlanan I nci dünya Savaşı’nda yaşanmış Sarıkamış olayını Falih Rıfkı’nın şu sözleri çok iyi özetliyor ;

“.... Bugün,o hataların yıktığı memleketin harap ve türab enkazı üstünde,bize biraz hürriyet kazandırmak ve yalnız Anadolu ile İstanbul’u ve Edirne’yi kurtarmak için çarpışan Mustafa Kemal Paşa,Doğu Anadolu harap olmamış olsaydı ve eğer yalnız kumandan hatası yüzünden ölüp giden Türkler sağ olsaydılar bugün Yunanlıları denize dökmüş olacaktı. Şimdi Mustafa Kemal Paşa,Hafız Hakkı’nın muhterem mezarı ile arkadaşı Enver Paşa’nın ara sıra Doğu Anadolu harabeleri arkasından beliren hayaletine karşı yumruklarımı sıkıp sorsa ve dese ki:” Dostlar siz ne yaptınız? Türklerin yaşamak ve ölmek için vatana lazım oldukları gün bugündü Doğu Anadolu’yu aradık taradık,o enkaz arasında bir insan ve bir iskelet çıkıyor. Bu kemik olan kahramanlar,bugün hürriyet ve namus için dövüşeceklerdi. Şu hürriyet ve namus mücadelesinde birisinin bile ölmesine güç razı olduğumuz o Ordularca Türk’e nasıl kıydınız?


Devamını okuyun >>>

SUN - TZU, Savaş Sanatı  

Posted by Murat Yılmaz in

KİTABIN ADI: Savaş Sanatı
KİTABIN YAZARI: SUN - TZU
ÇEVİRE: Sibel ÖZBUDUN, Zeynep ATAMAN
BASIM TARİHİ: Şubat 1992
YAYINEVİ VE ADRESİ: Anahtar Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
KİTABIN YAYIM MAKSADI: Savaş Sanatını Öğretmek

KİTABIN ÖZETİ :

1. SAVAŞ SANATI YAPISI VE İÇERİĞİ

Savaş Sanatı’nın ilk bölümü stratejinin önemine ayrılmıştır. Klasik I Ching’ de söylendiği gibi,“Önderler sorunları düşünüp onların önüne geçerler.” Askeri harekatlar bakımından Savaş Sanatı her türlü eğilime girişmeden önce değerlendirilmesi gereken beş noktaya dikkat çeker: Yol, hava koşulları, arazi, askeri önderlik ve disiplin.

Savaş Sanatı’nın ikinci bölümü, savaşın, hatta başka ülkelerde girişilen savaşın
içerideki sonuçlarını tartışmaktadır. Harekatları, hele anayurttan uzak girişilenleri uzatmama konusunda şiddetli uyarılarla sürat ve etkinlik vurgulanmaktadır. Enerji ve maddi kaynakların idareli kullanılmasına büyük önem verilir.

Kuşatmanın planlanması üzerine olan üçüncü bölüm de tasarrufun önemine değinmektedir; genel hedef, gerek toplumsal, gerekse maddi kaynakları olabildiğince az tüketerek, yoluna çıkan herkesi ve her şeyi yok etmeksizin zafere ulaşmaktır.

Savaş Sanatı’nın dördüncü bölümü strateji ve savaşın en önemli konularından biri olan saflaşma üzerindedir. Karekteristik bir Taocu tutumla Sun Tzu zaferin anahtarının uyarlanabilirlik ve çözülmezlik olduğunu vurgular.

Savaş sanatının beşinci bölümünün konusu kuvvet ya da momentum, eylem halindeki grubun dinamik yapısıdır. Sun Usta burada örgütsel becerileri, eşgüdümü savaşın konvansiyonel ve gerilla yöntemlerini vurgular. Sonsuz taktik çeşitlemelerine baş vurarak değişim ve şaşırtmacaların altını çizer, çıkmazlara sürüklenmek üzere düşmanların psikolojik koşullarından yararlanır.

Altıncı bölüm, savaş sanatlarına yaygınca uyarlanan temel Tao’cu kavramlardan olduğu daha öncede belirtilen “boşluk ve doluluk” konusunu ele alır. Burada esas fikir, bir yandan enerji ile dolu olup öte yandan da, Sun Usta’nın dediği gibi kendini yenilmez kılarak ancak yenilgiye açık Daha fazla...olduklarında düşmanları alt etmek amacıyla düşmanları boşaltmaktır.

Savaş Sanatı’ nın silahlı mücadele üzerine olan yedinci bölümü somut savaş alanı düzenlemeleri ve muharebe manevraları üzerindedir ve Sun Tzu’ nun ana temalarından bir kaçını yeniden getirir gündeme.

Savaş Sanatı’nın sekizinci bölümü sanatçının sanatının köşe taşlarından biri olarak değerlendirilen uyarlanmaya ayrılmıştır. Sun Usta, ”bu nedenle arazide üstünlük sağlayabilecek mevcut uyarlamaları bilen generaller, askeri gücü nasıl kullanacaklarını da bilirler. Arazinin yapısını bildikleri halde nasıl üstünlük sağlayacaklarını bilemezlerse, bundan bir yarar elde edemezler” diyor.

Dokuzuncu bölüm orduların sevkine ilişkindir. Sun Usta burada da savaşçı sanatının fiziksel, toplumsal, psikolojik yönünü irdeler.

Arazi üzerine olan onuncu bölüm taktik manevralar ve uyarlanabilirlik üzerine düşünceyi sürdürür, arazi tiplerini sayarken bunlara kendini uydurma yollarını da sıralar.

“Dokuz Zemin” başlığını taşıyan onbirinci bölüm, özellikle grubun araziye olan zaafı bakımından, arazinin daha ayrıntılı bir irdelenmesini oluşturmaktadır. Burada da “Dokuz Zemin”in salt fiziksel araziye değil, onun toplumsal ve daha soyut anlamlarına uygulandığı anlaşılmalıdır.

Sun Ustanın bu bölümde saydığı dokuz zemin şunlardır : “Uyuşmazlık zemini, hafif zemin, tartışma zemini, seferli yol, kesişme zemini, ağır zemin, kötü zemin, kuşatmalı zemin, ölüm zemini.

Savaş sanatının onikinci bölümü, yangın çıkarmaya yönelik saldırıların çeşitli biçimlerinin yanısıra takibin teknik yönlerinin ve stratejilerinin kısa bir betimlemesi ile başlar.

Savaş Sanatı’nın onuçüncü ve son bölümü casusluk üzerinedir ve istihbaratın asli bir önem taşıdığı strateji üzerine bir bölüme bağlanarak çemberi tamamlar.

2. STRATEJİK DEĞERLER

Askeri eylem ulus için önem taşır – çünkü bu var olma ya da yok olma yolu, ölümle

kalım meydanıdır. O nedenle iyi incelemek gerekir.

İşte bu yüzden, ölçü şu beş şey olsun, kıyaslarken bu değerleri kullanın, böylece koşulları kavrayasın. Bunlar Yol, Hava, Arazi, Önderlik ve Disiplin dir.

Önderlik: Zeka, güvenilirlik, insancılık, cesaret ve kararlılık işidir.

Şu halde koşulları anlayabilmek için şu değerleri kıyasla; hangi siyasi önderliğin yolu var? Hangi komutan yetenekli? Kim daha elverişli iklim ve araziye sahip? Kimin disiplini etkili? Kimin birlikleri daha güçlü? Kimin askerleri ve subayları daha iyi eğitimli? Kimin ödül-ceza sistemi daha açık? İşte bu yolla, kimin galip geleceğini anlardın.

Onları kuvvetli göstermek için aciz davran.

Kaçarak onları yor.

Aralarına bölücülük sok.

Onlara hazırlıksızken saldır-beklemedikleri anda davran.

Askerin kullanacağı düzen ve yol önceden açığa vurulmamalıdır.

3. SAVAŞMAK

Kazanır halde olsan bile savaşırken işi uzatırsan gücün körelir, keskinliğin aşınır; bir kaleyi kuşatırsan kuvvetin azalır. Ordunu uzun süre sahrada tutarsan araç gerecin yetmez olur.

Donanımını yurdundan erzakını düşmandan al ki hem silahın hem de tayın yeterli olsun.

Kaynaklar tükenince vergiler artar. Güç ve kaynaklar tükenince memleket kurur – insanlar paralarının yüzde yetmişini yitirirken, hükümet de parasının yüzde atmışını teçhizata yatırır.

Askeri harekatta önemli olan zaferdir, inat değil.

4. KUŞATMAYI PLANLARKEN

Ordudan yaralanmanın genel kuralı şudur: Bir ulusu harap etmektense ona zarar getirmemek yeğdir. Bir orduyu harap etmektense ona zarar getirmemek yeğdir. Bir tümeni harap etmektense ona zarar getirmemek yeğdir. Bir alayı harap etmektense ona zarar getirmemek yeğdir. Bir birliği harap etmektense ona zarar getirmemek yeğdir.

Girdiği her savaşı kazananlar aslında usta değildirler – başka orduları savaşmadan çaresiz bırakanlar, işte onlar en iyisidir.

Bu nedenle usta asker planlar yapılırken saldırıya geçer.

Araçlarını hazırlamak için üç ay, kuşatma planları içinde bir üç ay daha ayır.

Bu yüzden savaş sanatından anlayan kişi başkalarının gücünü savaşmadan alt eder, kentleri kuşatmadan alır başka ulusları az zamanda ele geçirir.

Gelelim savaşma kurallarına : Senle düşmanın gücü ona birse onu kuşat; beşe birse saldır; ikiye birse böl.

Eşitsen gücün varsa savaş. Sayıca az isen mümkünse uzak dur. Durumun parlak değilse mümkünse hemen kaç.

Galibi bulmanın beş yolu vardır : Ne zaman savaşıp savaşmamasını gerektiğini bilenler kazanır. Ne zaman az ya da çok asker kullanmaları gerektiğini bilenler kazanır. Askeriyle komutanı aynı şevkle hareket eden ordu kazanır. Hazırlıksıza hazırlıkla karşılık verenler kazanır. Komutanları becerikli ve sivil yöneticilere bağlı olmayan ülkeler kazanır. Galibi bulmak istiyorsan bu beşini hesap et.

Denilir ki “başkasını ve kendini bilirsen sen yüz kere savaşsan da tehlikeye düşmezsin başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır, bir kaybedersin. Ne kendini nede başkasını bilmezsen girdiğin her savaşta tehlikedesin demektir.

5. SAFLAŞMA

Yenilmezlik savunmada, zayıflık saldırmadadır.

Savunmadan anlayanlar yerin derinliklerinde gizlenir. Hücumdan anlayanlar göğün tepesinde seyreder. Böylece ordularına bir zarar gelmeden tam zafere varırlar.

Bu yüzden iyi savaşçılar, zaferi cesaret edip kurnazlıkla kazanamazlar. Onların zaferleri şans eseri değildir. Zira kazanacaklarından emin oldukları yere geçerler ve çoktan yitirmiş kimseleri yenerler.

İyi savaşçılar yitirmeyecekleri mevkilerde mevzilenirler ve düşmanı yenilgiye uğratacak koşulları göz ardı etmezler.

Bu yüzden galip bir ordu önce kazanır sonra savaşır, mağluplar ise önce savaşır sonra kazanmaya gayret eder.

Savaşın beş kuralı vardır : Ölçme, değerlendirme, hesaplama, kıyaslama ve zafer. Mevzii ölçmeyi, ölçme değerlendirmeyi, değerlendirme hesaplamayı, hesaplama kıyaslamayı, kıyaslama ise zaferi doğurur.

6. KUVVET

Savaşta doğrudan karşı konulur ama zafer sürprizle kazanılır.

Bu yüzden uygunsuz yöntemlerde ustalaşanlar yer ile gök kadar büyük nehirler kadar dinçtir. Sonra tekrar başlarlar, günler ve aylar gibi ölüp tekrar doğarlar dört mevsim gibi

Akan suyun hızı kayaları yerinden oynatacak denli artmışsa bu momentum gücüdür. Şahinin hızı vurup öldürecek derecede artmışsa bu dakikliktir. Usta savaşçılarda böyledir. Güçleri hızlı, dakikleri kesindir, güçleri bir mancınığı germeye dakiklikleri ise tetiği çekmeye benzer.

İnsanları momentum gücü ile savaşa sevk etmek kütük ve kayaları yuvarlamaya benzer. Kütük ve kayalar oldukları yerde hareketsizdir. Ama eğimli bir ortamda yuvarlanıp giderler. Köşeli iseler oldukları yerde dururlar. Yuvarlak iseler yuvarlanır. Bu yüzden insanları savaşa sevk ederken momentum yuvarlak kayaları yüksek bir dağın tepesinden yuvarlamaya benzer – işte bu güçtür.

7. BOŞLUK VE DOLULUK

Savaş alanına en önce gelip rakiplerini bekleyenler rahattırlar savaş alanına son gelenler ve savaşa hazırlıksız girenler çökerler.

Bu yüzden iyi savaşçılar düşmanı ayağına getirir, kendisi gitmez.

Düşman kazanma olasılığına gelir, kaybetme olasılığı ile vazgeçer.

Demek ki düşmanlar rahat oldukları zaman onları yormak iyi beslendikleri zaman aç bırakmak ve dinlendikleri zaman harekete geçirmek mümkündür.

Gidemeyecekleri yere çık, hiç ummadıkları tarafa yönel. Yüzlerce fersah yorulmadan gidebilmek için tenha bölgelerden geç.

Tamamıyla ele geçirmek istiyorsan savunmasız bir yere saldır. Tamamıyla savunmak istiyorsan saldırı olmayan yeri tut.

Bu nedenle savaş yapmak istediğinde düşmanın derin siperlerle kuşatılmış savunma durumunda olsa bile mutlaka kurtarmaya yelteneceği yerden saldır.

Savaş alanın bilinmelidir. Çünkü bilinmediği zaman düşman gözcü sayısını arttırır. Gözcü sayısı arttıkça esas düşman sayısı azalır.

Eğer savaşın yerini ve zamanını bilirsen savaşa bin fersah uzaktan katılabilirsin. Eğer yer ve zamanı bilmezsen sol kanadın sağı sağ kanadın solu ön cephen arkayı ya da arka cephen önü koruyamaz. İsterse birkaç fersahlık kısa mesafeli bir savaş olsun.

8. SİLAHLI MÜCADELE

Askeri kuvvetleri kullanırken genel kural emirleri sivil yönetimden alıp bölüklerini bir araya getirmek ve onları yan yana yerleştirmektir. Silahlı mücadele kadar zor bir şey yoktur.

Üstünlük sağlamak için tüm bir orduyu seferber etmek yorucu fakat az mühimmatla yola çıkmak da noksan bir harekettir. Gece gündüz demeden durmaksızın üstünlük sağlamak için yüzlerce fersahlık yolu kat edersen komutanların elbette esir düşer. Güçlü askerler önce varır yorulanlar sonra genelde onda bir ancak varır.

Bir yöreyi yağmalayacağın vakit askerlerini böl. Bölgeni genişletmek içinse ganimetini böl.

Sabah vakti enerji yoğundur, öğle enerjisi tekler, akşam enerjisi geriler, iyi savaşçı olanlar yoğun enerjiden sıkılır. Tekliyenle gerileyene saldırı. İşte bunlar enerjiye hükmedenlerdir.

Sahte bir geri çekilmenin peşinden gitme, başı boş birliklere saldırma

Kuşatılmış bir orduya dışarıya açılan bir yol verilmeli.

9. UYARLAMALAR

Askeri harekatların genel kuralı askeri önderin orduları bir araya getirmek için sivil önderden emir almasıdır.

Kuşatılmış bölgelerde planlarını hazırla, ölümcül bölgelerde savaş.

10. ORDULARI YÖNETMEK

Ne zaman düşmanlarını gözlemek için ordunu bir yerde konaklatsan dağları arkana al ve vadi kenarlarında ol.

Genellikle ordular yüksek yerleri sever alçak yerleri sevmezler, ışığa değer verir, karanlıktan hoşlanmazlar.

Ağaçlar hareketlendiğinde düşman geliyor demektir, çalıların içinde çok oyuk varsa bu seni yanlış yönlerdirmek içindir.

Eğer geceleyin yoklama yapılıyorsa korkmuşlardır demektir.

Düşmanlarını hafife alan ve tek başına bildiğini okuyan birisi kaçınılmaz olarak diğerlerine esir düşer

11. ARAZİ

İki taraf içinde ilerlemek zararına ise buna geçit vermez arazi denir. Böyle bir arazide rakibin sana avantaj verse bile ona kapılmaz geri çekilirsin. Düşmanın yarısını beri çeker daha sonra saldırırsın. Bu senin için avantajlıdır.

Dar arazide önce oraya sen varırsan düşmanını beklemek için araziyi doldurmalısın. Önce düşman gelirse ve dar yerleri doldurursa onu izleme, eğer doldurmazsa izle.

Geniş arazide iki tarafın hareket gücü eşitlenir, meydan okuma güçleşir. Bu durum savaşmak için zararlıdır.

Bebeklere baktığın gibi askerlerine de bak. Seninle en derin vadilere bile istekle gideceklerdir. Onlara çocukların gibi bak, senin için seve seve öleceklerdir.

12. DOKUZ ZEMİN

Askeri harekatlar kuralına göre dokuz çeşit zemin vardır, Yöresel çıkarların kendi içlerinde ve kendi bölgelerinde çatıştığı yerlere “uyuşmazlık zemini” denir.

Karşındakinin arazisine girip fazla ilerlemezsen buna “hafif zemin” denir.

Sahip olursan sana, rakiplerin sahip olursa onlara , üstünlük sağlayacak araziye “paylaşmazlık zemini” denir.

Senin ve karşındakilerinin gidip gelebildikleri araziye “seferli zemin” denir.

Düşman tarafından üç yandan çevrili olan ve ilk sahip olana orada yaşayan insanlara ulaşma imkanı tanıyan araziye “kesişen zemin” denir.

Düşman topraklarının içlerine kadar girdiğinde bir çok kasaba ve şehirden geçtiğinde buna “ağır zaman” denir

Dağ ormanlarının, dik geçitlerin bataklıkların yada yolculuk etmesi güç yolların içinden geçtiğinde buna “kötü zemin” denir.

Giriş yolu dar çıkış yolu dolambaçlı olduğunda ordun kalabalık olsa bile az sayıdaki düşman seni vurabilir. Buna “kuşatılmış zemin” denir.

Hızlı savaşırsan kurtulur savaşmazsan yok olur, buna “ölüm zemini” denir.

13. YANGIN ÇIKARTMA

Beş çeşit yangın vardır: İnsanları yakmak, erzakları yakmak, araç gereçler yakmak, ambarları yakmak ve silahları yakmak.

Yani hücumu kolaylaştırmak için yangın çıkartmak bir açıklık işi suyu kullanmak ise bir güç işidir. Su bağlandığı koparabilir ama ateş gibi yalayıp yutmaz.

14. CASUS KULLANIMI ÜZERİNE

Beş çeşit casus vardır : yerli casus, dahili casus, karşı casus, ölü casus ve diri casus. Bu beş çeşit casusun tümü de görevde olduğunda hiç kimse onların yolunu yordamını bilmez. Buna örgütlenme dehası denir ve önderler için çok değerlidir.

Yerli casusular bir yörenin insanları arasıdan devşirilir. Dahili casuslar düşman görevlileri arasından, karşı casuslar ise düşman casusları arasından seçilir. Anlayışsız ve bilgisiz olanlar insancıl ve adil olmayanlar casus kullanmazlar. Kurnazlık yapmadan onlardan gerçeği öğrenemezler.


Devamını okuyun >>>

Robert W. CHANDLER, Savaşın Yeni Yüzü  

Posted by Murat Yılmaz in

KİTABIN ADI: Savaşın Yeni Yüzü
KİTABIN YAZARI: Robert W. CHANDLER
KİTABIN YAYIM MAKSADI: Körfez Savaşı sonrasında beliren yeni tehditler ve ABD’nin bu tehditler karşısında belirlemesi gereken yeni strateji ve kuvvet yapısı hakkında bir hal tarzının önerilmesi.

KİTABIN ÖZETİ :

KİTABIN ANA BÖLÜMLERİ :

1. Gürültülü 21 nci yüzyıl.

2. Nükleer ve Radyolojik Silahlar.

3. Biyolojik Silahlar.

4. Kimyasal Silahlar.

5. Gelişmiş Konvansiyonel Silahlar ve Askeri Teknoloji.

6. Balistik ve Cruise füzeleri.

7. Biyolojik ve Kimyasal Gaz Kaçağı.

8. Süper Terörizm.

9. İran körfezi savaşından çıkarılan dersler.

10. Amerikan stratejisi saldırı altında.

11. Anti-Strateji.

12. Birlikleri değil, ateş gücünü yoğunlaştırma.

13. Hedefe nasıl ulaşırız?

14. Sonuç.

1. GÜRÜLTÜLÜ 21 NCİ YÜZYIL

Eski CIA yöneticisi James WOOLSEY tarafından kullanılan bu terim geleceğin yayılma yanlılarının büyük bir NBC cephane ve bunları kullanacak silah sistemlerini oluşturmak yolundaki karanlık emellerini gerçekleştirmek için harıl harıl çalışmalarına atfen kullanılmıştır. Daha fazla...

Kitle İmha Silahı (KİS) sahibi devletler bu silahların üstün yanlarını kullanan yeni Askeri Operasyon konseptleri geliştirmektedir.

Bugünkü Amerikan Stratejisi uzun geçmişi olan konvansiyonel model üzerine inşa edilmiş olmakla beraber biyolojik ve kimyasal silahlar ABD kuvvet intikaline etki edecek unsurlar olarak gözardı edilmemektedir.

Bu stratejinin yaklaşımını oluşturan 2 temel doktrin :

1. Kaybedilen bölgeyi geri almak ve statükoyu sağlamak üzere KARŞI TAARRUZ

2. Birbirinden çok uzak bölgelerde kabaca aynı zamanda İKİ SAVAŞ Konvansiyonel Harp modeli gittikçe büyüyen KİS tehdidini umursamadığı için ABD.’nin gerçekten karşı karşıya kaldığı riskleri ortaya koymaktan aciz olarak görülmektedir.

Sorun gelecek 10 yıl içinde KİS sahibi düşmanların ABD.’nin kuvvet intikal stratejisini sekteye uğratacak kabiliyete erişebilecek olmalarıdır.

Şu anki stratejinin başarısı gidilecek liman, havaalanı ve askeri üsse tam erişime ve bunları savaşın sonuna kadar kullanmaya bağlıdır.

2. NÜKLEER VE RADYOLOJİK SİLAHLAR

Nükleer silah ve füze üreticisi olan,

Batılı olmayan ülkelerin Körfez Savaşından çıkardıkları önemli derslerden bazıları şöyledir:

Kuzey Kore için: “ABD.’nin kuvvetlerini biriktirmesine izin verme gücünü kullanmalarına, inisiyatifi ele almalarına ve ABD.’nin az bir kayıpla savaşmalarına izin verme.”

Hindistan için :” Elinizde nükleer silah yoksa ABD ile savaşmayın .”

Batılı olmayan diğer ülkeler için bu ders daha açık bir ifade ile şöyledir:

” Eğer Nükleer silahın varsa ABD seninle harbe girmez.”

Bu bölüm doğu ve uzakdoğu ülkelerindeki Nükleer Silahlanma faaliyetlerine açıklık getirmektedir. Bu yarışa katılan devletlerden en önemlileri ise Hindistan ve Pakistan’dır.

Resmi olarak nükleer güç sahibi olan 5 ülke(ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) dışında Pakistan ve Hindistan gayri resmi olarak kabul edilmekte bunların dışında bu yarışa dahil edilen ülkeler 3 grupta toplanmaktadır.

1. Kapalı Ülkeler : İsrail ve Kuzey Kore (Sahip ülke)

2. Sınırdaki Ülkeler : İran, Irak, Libya, Tayvan, Japonya, Güney Kore (Muhtemel Sahip Ülke)

3. Sınıra Yakın Ülkeler : Nükleer konuma sahip olmakla birlikte, bir tehditle karşılaştıklarında, bir rejim değişikliği oluştuğunda yeni bir politika izlenirse niyetleri değişebilecek olan ülkelerdir. Mısır ve Cezayir bu gruptadır. Türkiye’de İran ve Irak’ın durumuna göre nükleer konumunu gözden geçirebilir.

ABD.nin bu 3 grup ülkeyi izlemesi bakımından nükleer silah üretmek ve kullanmak için gerekli aşamalar ortaya konmaktadır. Bu aşamalar;

- Nükleer silah malzemesinin elde edilmesi,

- Uranyum ve Plütonyum cevherinin işlenmesi,

- Silah üretimi,

- Silahların denenmesi ve kullanılması,

Bu aşamalara örnek olarak Irak’ın nükleer silah programı ortaya konmuş ve Körfez Savaşına kadar olan dönemde bu programı nasıl uyguladığı açıklanmıştır.

Nükleer teknolojinin aktarılmasında en önemli satıcı ülkeler Çin ve Kuzey Kore olarak belirlenmiştir.

3. BİYOLOJİK SİLAHLAR

Bir önceki bölümde olduğu gibi bu bölümde yine Biyolojik Silahlar, bu silahlara sahip olan ülkeler, Biyolojik Silah üretme aşamaları , programlar ve Irak’ın Biyolojik Silah Üretme programı anlatılmaktadır.

Dünyada Biyolojik Silah Sahibi Ülkeler :

Tasdikli Sahipler : Rusya (Resmi sahip)

Muhtemel Sahipler : Çin, Hindistan, Tayvan, İran, Irak, Suriye,

Şüpheli Programlar : Mısır ve Libya

Bu bölümde biyolojik silahların ne kadar tehlikeli bir silah olduğu kullanılması halinde çok büyük tahribata sebep oldukları, Irak’ın elindeki güç ve BM komisyonunun Irak’taki faaliyetleri ortaya konmaktadır. Irak halen bu gücünü korumaktadır. Uluslar arası izleme bittiği an Irak yeniden üretime geçecektir.

4. KİMYASAL SİLAHLAR

Bu bölümde Kimyasal Silahların özellikleri, etkileri, sahip ülkeler, kimyasal silah programları, Irak’ın kimyasal silah programı, Körfez Savaşında kimyasal silahların kullanım ve etkileri anlatılmaktadır.

Özellikle İran, Irak, ve Suriye’nin bu silahlarla nasıl bir güç elde ettikleri sergilenmekte ve ABD ile müttefiklerinin nasıl bir tehdit altında oldukları anlatılmaktadır.

Dünyada Kimyasal Silah Sahibi Ülkeler :

Onaylı Sahipler : ABD, İran, Irak.

Muhtemel Sahipleri : Kazakistan, Ukrayna, Afganistan, Burma, Çin, Kuzey Kore, Tayvan, Vietnam, Mısır, İsrail, Suriye, Etyopya.

Şüphelenilen : Fransa, Pakistan, Güney Kore, Tayland, Libya, Somali, Güney Afrika, Şili, Küba.

2-3ve 4 ncü bölümlerde NBC silahlarına sahip ülkelerle ilgili çarpıcı sayılar

Hindistan : 20-25 Nükleer silaha sahip olabileceği,

Pakistan : 5-10 Nükleer silaha sahip olabileceği,

İsrail : 100-200 Nükleer silaha sahip olabileceği,

Kuzey Kore : 3-5 Nükleer silaha sahip olabileceği,

İran : 2005-2007 yıllarında Nükleer silaha sahip olabileceği,

Dağılan Sovyetler Birliği: 30.000 Nükleer Savaş Başlığının bulunduğu.

Dağılan Sovyetler Birliğinin sökülen savaş başlıkları 2003 yılında dünyada plütonyum sınıfı 40.000 bombaya yeterli olacak. Uranyum sınıfı bomba olarak ise, bu kapasite 65.000 olabilecektir. Terörist grupların dağılan Sovyetler Birliğinin silahlarını ele geçirirerek kullanılması çok yüksek bir ihtimale sahiptir. Rusya’dan çalınan veya kayıp bombaların varlığı bunu doğrulamaktadır.

1994’te Kazakistanlı hükümet yetkilileri kendilerine Sovyetlerden 20 adet nükleer silah yapımına yetecek 460 Kg. zenginleştirilmiş Uranyum kaldığını fark etmişlerdir. Bunun İran tarafından ele geçirilmeye çalışıldığını öğrenmiş ve bunun üzerine Uranyumu 20 milyon Dolara ABD.ne satmışlardır.

* Irak 19 mahalde silah programını sürdürmüştür. Toplam 56 Nükleer tesisi, tespit edilmiştir. (10 tanesi Nüve tesis olarak bilinmektedir.)

* Irak Biyolojik Silah Programını 1985’te başlamış, 1988’de 1500 Lt. olan Şarbon üretimi-1989’da 8425 Lt.ye ulaşmıştır. 1990’da 6000 Lt. Konsantre Botulinium zehiri buna eklenmiştir. Irak’ın Körfez Harbi esnasında biyolojik silah kapasitesi : 8500 Lt. Şarbon 19.000 Lt. Konsantre Botulinium (10.000 Lt. Scud Başlıklarında)

Irak’ın kimyasal silah programı 23 tesiste sürdürülmüş savaştan sonra 12.000’den fazla cephane ( 6000 tane sarin doldurulmuş 122mm.Roket) 250 ton Hardal gazı BM müfettişlerince imha edilmiştir. Irak hala 200 ton VX üretebilecek kapasiteye sahiptir.

5. GELİŞMİŞ KONVANSİYONEL SİLAHLAR VE ASKERİ TEKNOLOJİ

Soğuk Savaşın sona ermesi uluslararası silah piyasasında bir patlama yapmıştır. Bunun önemli bir sebebi de batılı olmayan ülkelerin modern silah ve teknolojiye sahip olma istekleridir.

1990’lı yıllarda en çok satılan Askeri teknoloji şunlardan oluşmaktadır.

- Reaktif Zırh : Rusya, Ukrayna.

- Uydu Fotoğrafçılığı : Fransa, Rusya, Çin, ABD.

- Askeri Gözlem Uyduları : Fransa.

- Erken Uyarı Uçağı : Rusya, ABD, İsrail.

- Yakıt İkmal Uçağı : ABD, İsrail.

- Balistik Füze Savunma Sistemi : Rusya, Fransa, İsrail, ABD

- Balistik Füze Savunmaları için karşı önlemler : Rusya, Çin, Kuzey Kore.

- İzlenmesi güç teknolojiler :

- Stealth –Savar Radarlar : Rusya, Çek Cumhuriyeti.

- Lazer Silahları :

- Dizel- Elektrikli Denizaltı : Rusya, Almanya, İsviçre,Hollanda Fransa, Avustralya.

- Kriptolojik araç-gereç : Rusya.

Bu dönemde değişik ülkeler tarafından yılda yaklaşık 5-10 milyar dolarlık yasadışı silah satışı yapılmıştır.

* Eski Sovyet liderlerinin de katıldığı Moskova merkezli bir Rus çetesi PKK’ya silah sağlamak için uluslararası bir silah kaçakçılığı organizasyonu yapmışlardır.

Rusya’nın Moldova’daki 14 ncü Ordusunun envanterindeki silah, araç ve gerecin sadece%30’u bulunabilmiştir.1992’de her biri 20 ton top mermisi taşıyan 1118 vagon kaybolmuştur.

Silah karaborsası oluşturulan ülkelerden bazıları Bulgaristan, Portekiz, Ukrayna, Bolivya olarak bilinmektedir. En çok konvansiyonel silah satışı ise Rusya ve Çin tarafından yapılmıştır.

Çin, Irak ve Kuzey Kore satıcı ve alıcı olarak sık sık silah ve teknoloji karaborsalarında görülmektedir.

6. BALİSTİK CRUİSE FÜZELERİ

NBC silahlarına sahip olan yada geliştirme aşamasında olan her ülke aynı zamanda bu silahları hedefe ulaştıracak Balistik ve Cruise programlarının peşindedir.

ABD ve müttefikleri için bu füzeler önemli bir tehdittir. Dünyada 24 kadar ülke 1100 librelik savaş başlığını 185 mil ve daha ötesine yollayacak Balistik füzelere sahiptir.

Dünyada Balistik Füzelere Sahip Ülkeler :

Rusya, Fransa, İngiltere, ABD, Çin, Bulgaristan, Afganistan, Mısır, Hindistan, İran, Irak, Suriye, İsrail, Kuzey Kore, Libya, Pakistan, Suudi Arabistan ve Yemen’dir.

Füzeye sahip olmanın iki yolu vardır. Birincisi mevcut bir füze sistemini satın almak ve geliştirmek, ikinci yol ise barışçıl bir uzaya fırlatma sistemi için yardım almak ve bu kabiliyeti geliştirmektedir.

Dünya’da füze teknolojisini ihraç eden ülkeler Rusya-Çin ve Kuzey Kore’dir. İran, Irak, Libya ve Suriye bu ülkelerin teknolojisini alarak füze sahibi olan ülkeler durumundadır. Bugün İran 1240 millik füze menziline sahiptir. Bu menzil Avrupa’nın bir bölümünü içine almaktadır.

Cruise füzeleri teknoloji denetimi ile sınırlandırılmış olup, dünyadaki füze ticareti nedeniyle 1997 yılında 73 ülke Cruise füzelerine sahip olup, 19 ülke bu füzeleri üretip, 12 ülke bunları ihraç etmektedir.

7. BİYOLOJİK VE KİMYASAL GAZ KAÇAĞI

Bu bölümde Körfez Savaşında koalisyon kuvvetlerinin maruz kaldığı biyolojik ve kimyasal taarruzlar ile bunların etkileri anlatılmaktadır.

ABD kamuoyundan Körfez Savaşında ABD askerlerinin maruz kaldığı bu taarruzlardan etkilendikleri saklanmış ancak askerlerin ve ailelerin şikayetleri incelendiğinde körfez savaşında bu silahların kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Yaklaşık 100.000 askerin ve pek çok aile ferdinin çekmekte oldukları hastalıkların nedenleri hala bir esrar perdesi olarak görülmektedir. Pentagon ve diğer yetkililer bunun Körfez Savaşında kullanılan biyolojik ve kimyasal silahların etkisi nedeniyle olduğunu kabul etmemektedir. Bu konuda körfez savaşında yaşanan olaylar örtbas edilmekte ve sessiz kalınmaktadır.

8. SÜPER TERÖRİZM

Bu bölümde 26 Şubat 1993 tarihinde, Newyork şehrinde, Dünya ticaret binasında meydana gelen patlama ile 25 Haziran 1996’da Suudi Arabistan’ın Dahran kentinde Hobar kulelerinde meydana gelen patlamalar baz alınarak uluslararası terörün nelere mal olabileceği açıklanmaktadır.

ABD hem kendi ülkesi içinde, hem de ülke dışına gönderdiği kuvvetlerinin bulunduğu bölgede teröristlerin yapacağı bu saldırılara karşı gerekli tedbiri almak zorundadır. Aksi taktirde kamuoyuna açıklayamayacağı zararla karşılaşabilir. Kuvvet intikali bu tehdide açıktır.

9. İRAN KÖRFEZİ SAVAŞINDAN ÇIKARILAN DERSLER

Körfez savaşından çıkarılacak en önemli ders savaşın eşsiz koşulları dolayısıyla ABD’nin Okyanus aşırı kuvvet intikali stratejisini tam olarak geçerli kılmadığını görmektir.

İkinci önemli ders ise bölgesel düşmanların elindeki KİS’nın ABD Askeri stratejisinin esas elemanlarını etkisiz hale getirebilecek olmasıdır.

Yığınaklanma süresince Irak’ın belki de en büyük hatası bu kadar uzun süreli bir yığınaklanmaya sessiz kalması olmuştur.

Dünyada Kritik bölgelerde Kitle imha silahlarına sahip olma ABD Askeri stratejisini bozma yada onun en önemli iki varsayımını yıkma ile ilgilidir. Bunlarda Zaman ve Erişimdir.

10. AMERİKAN STRATEJİSİ SALDIRI ALTINDA

KİS donanımlı düşmanların ABD’ne karşı hedefleri arasında şunlar olabilir.

1- ABD.’ni caydırmak,

2- ABD.’nin indirme (yığınaklanma) ve muharebe harekatını kesintiye uğratmak,

3- ABD.’nin müttefiklerinin, liman, hava alanı ve diğer kabul tesislerini ABD’nin kullanmaması için zorlamak,

4- Rejimlerinin iktidarda kalması için KİS tehdidinde bulunarak ABD.’ni harp amaçlarındaki bir kısıtlılığa zorlamak,

Bu bölüm ABD stratejisinin en önemli 2 varsayımının yani yığınaklanma için gerekli zamanın ve kuvvetin yığınak bölgelerine erişiminin KİS sahibi düşmanları tarafından nasıl engellenebileceği ve Körfez harbinde bu konuda meydana gelen olumsuz gelişmeler üzerinde durmaktadır. Yığınaklanma için geçen süre uzamıştır. Aynı zamanda Müttefik ülkeler üs ve limanlarının sürekli olarak kullanılmasına izin vermemişlerdir.

11. ANTİ – STRATEJİ

Bu bölümde Clinton yönetiminin kuvvet yapısıyla ilgili çalışma ve stratejileri açıklanmaktadır.

Bu stratejiye göre KİS ve füze tehdidine karşı yaklaşım 3 kategoriye bölünmüştür.

1- Nükleer caydırıcılık.

2- Harekat alanı savunması.

3- Karşı güç.

Başlangıçta Nükleer caydırıcılık ile kuvvet intikalini tamamlamak, müteakiben savunma yoluyla ABD kuvvetlerine karşı düşman saldırılarının etkisini azaltmak.

Üçüncü olarak karşı güç ile düşmanın elindeki kitle imha silahlarının düşman kullanmadan önce imhasını sağlamak esastır.

12. BİRLİKLERİ DEĞİL ATEŞ GÜCÜNÜ YOĞUNLAŞTIRMA

İnsan ve arazi kaybını engellemek amacıyla KİS ile donanmış bir düşmana karşı yapılacak ABD taarruzu ani ve tahrip edici olmalı ve düşman hedefine ulaşmadan çok önce durdurulabilmelidir. Bu nedenle ABD odağını Asker yığma ve Karşı Taarruz safhalarından ani Taarruz ve Savunma safhalarına kaydırarak mevcut stratejiden kaynaklanan önemli askeri riskleri azaltacak entegre bir konvansiyonel – KİS stratejisi ve bunu destekleyen kuvvet yapısı geliştirmelidir.

Bunu sağlamak için uzun menzilli taarruzun güçlendirilmesi istihbarat, gözetleme ve keşif, harekat alanı destek uçakları, uçak gemisi uçakları, harekat alanı füzesi ve hava savunma sistemleri, dağınık kara muharip hücreleri konularını ele almak ve bu sistemlerde etkinliği sağlamak esas olmalıdır.

13. HEDEFE NASIL VARIRIZ ?

Bu bölümde yeni strateji belirlenirken Hava Kuvvetleri esas alınarak güçlendirilmesi gereken sistemler, silahlar ve kuvvetler önerilmektedir. Mevcut tehditler bertaraf edilerek kuvvet intikalini yapmak üzere :

­- Küresel vuruş açığını kapatmak,

- Uzun menzilli tam isabetli vuruş sağlamak,

- İstilayı durdurmak,

- Harekat alanı girişine bağlı kuvvetleri konuşlandırma,

- Tam isabet kaydeden silahlar ve cephane kullanma,

- Mevcut olup geliştirilmesi gereken uçaklar,

(B-52, B-1, B-2, F-117, F-22, F/A -18 gibi)

- Komuta kontrol sistemleri ve keşif gibi hususlar üzerinde durulmalıdır.

Bu konuların düzenlenmesi için kaynakların arttırılması ve özellikle Stratejik Hava Kuvvetlerinin yeniden yapılandırılması önerilmektedir.

14. SONUÇ

Global Keşif – Vuruş kompleksi oluşturarak mutlak uyarı ve sürprizlere engel olunmalıdır.

Hava Kuvvetleri güçlendirilmelidir. Hava hakimiyeti Amerikanın bütün silahlı Kuvvetlerini bölgeye konuşlandırmasını mümkün kılacaktır.

Soğuk savaş dönemindeki konsepte göre savaşın 4 evresi vardır.

1- Baskın şeklinde Taarruz

2- Stratejik Savunma

3- Yığınaklanma

4- Karşı taarruz

Yoğun insan gücüne dayalı bu evrelerle günümüzde kesin sonuç almak zordur. KİS sahibi bir düşmana karşı bu savaş biçimi yanlıştır.

En doğru strateji uzun menzilli Taarruz Uçakları ile düşmanın Kara Taarruzunu engellemektir. Bu da Hava kuvveti ile mümkün olur.

Uzun menzilli vurucu güç ve Global Vuruş – Keşif kuvveti ile Ağır Kara Tümenlerinin, kara ve denizde konuşlanmış birliklerin erken sevkiyat programından kaynaklanan problemler yumuşatılabilir. Böylece birkaç saat içinde tam isabet silahları ve uzun menzilli uçaklara işgalci güçler törpülenebilir, mütecavizin KİS, zırhlı araçları ve Askeri kabiliyeti imha edilebilir.

SONUÇ :

A- KİTABIN ANA FİKRİ

Günümüzde değişen tehdit ortamını açıklayarak ABD’nin Körfez savaşı sonrasında oluşturması gereken yeni stratejiyi belirlemektir.

B- KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER

ABD yönünden soğuk savaş döneminde kabul edilen ve mütecavize insiyatifi bırakan bir konsept yerine başlangıçtan itibaren insiyatifi elde bulundurmak bunun için de uzun menzilli Füze ve Hava Kuvvetleri ile yığınaklanmaya zaman kazandırmak için yapılması gereken faaliyetleri önermektir. Yazar, İnsan ve Arazi kaybetmeden, KİS’na sahip olmanın düşmana verdiği avantajı Hava Kuvvetleri ile elinden almayı hedefleyen bir Hal Tarzı ileri sürmektedir.

C- KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER

Kitap özellikle dünyadaki yeni tehdidin süper Terörizm olduğunu çok sağlam delillerle açıklamaktadır.

Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri açısından bölgede ne gibi bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu gösteren; özellikle, geliştirilecek bir Füze Programına ne kadar ihtiyacımız olduğunu açıklayan bir kitaptır. Kitap incelenirken içeriğinin bu yönüyle incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.


Devamını okuyun >>>

Michael KLARE, Serseri Devletler ve Yasadışı Nükleer Güç  

Posted by Murat Yılmaz in

KİTABIN ADI: SERSERİ DEVLETLER VE YASADIŞI NÜKLEER GÜÇLER
KİTABIN YAZARI: Michael KLARE,
Tercüme: Harp Akademileri Öğretim Başkanlığı

KİTABIN ÖZETİ :

1. Kitap, Hampshire Üniversitesi (ABD) Öğretim Üyesi Prof. Michael KLARE tarafından yazılmış ve Harp Akademileri Öğretim Başkanlığı’nca Tercüme ettirilerek okuyucularının istifadesine sunulmuştur.
2. Kitap’ta, SSCB’nin dağılması ve soğuk savaşın sona ermesi neticesinde oluşan yeni dünya düzeni içerisinde;

ABD’nin tespit ettiği yeni stratejiye,

“Serseri Ülke” olarak adlandırılan bazı ülkelerin, NBC silahlarına sahip olma konusundaki faaliyetlerine, yer verilmiş ve bu durumun tüm dünya içinde yaratmış olduğu tehdide dikkat çekilmiştir.

1. SSCB’nin bir anda ortadan kalkması, uygulanmakta olan tüm politika ve stratejileri değiştirmiş, askeri uzmanları da, yeni bir düşman tanımı yapmaya ve askeri strateji oluşturmaya sevk etmiştir.

Kitle imha silahlarını üretme yolunda yoğun çaba harcaya ve dünya düzenini sabote etmeyi amaçlayan bazı üçüncü dünya ülkeleri, ABD’li askeri danışmanların düşman tanımı yapmasına yardımcı olmuş ve bunlara “Serseri Devletler” adı verilmiştir.

ABD’li askeri uzmanların düşman tanımlanmasını ve silahlı kuvvetlerin mevcutların azaltılmasını tartıştıkları bir dönemde çıkan Körfez Savaşı, ABD’nin yeni dünya stratejisini oluşturmasına yardımcı olmuş ve tespit edilen alternatif stratejilerin denenmesine de imkan sağlanmıştır.
2. Körfez savaşı’nda ABD, askeri alanda en büyük katkıyı, Suudi Arabistan, İngiltere, Fransa, Mısır, Suriye ve birkaç NATO üyesi ülkeden almış, maddi olarak da, Almanya, Japonya, Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan yardım görmüştür.

Körfez Savaşı’nda müttefiklerin galip gelmesinin sebepleri; Teknolojik ve sayısal üstünlük, mevcut lojistik tesisler ve uygun arazi koşullarıdır. Irak’ın savaşı kaybetmesinin nedenleri ise; askeri eksiklikler, müttefiklerinin olmayışı, beceriksiz liderlik ve askeri gücün bölünmesidir.
3. Körfez Savaşı, ABD Silahlı Kuvvetleri’nde büyük indirimler yapılmasına taraftar olan politikacıları susturmuştur. Yapılan görüşmeler neticesinde;

a. Silahlı kuvvetlerin mevcudunun ¼ oranında azaltılmasına,

2. Ordunun teknolojik imkanlarının ve hareket kabiliyetinin artırılmasına,
3. Silahlı kuvvetlerin iki bölgesel güç ile aynı anda savaşacak şekilde yapılanmasına karar verilmiştir.

1. ABD yönetimi, önemli bir nükleer stoğun elde bulundurulmasına ve dost olmayan üçüncü dünya ülkelerinin silahlanma faaliyetlerinin çok sıkı bir şekilde denetlenmesine büyük önem vermektedir.

Ancak ABD’nin bazı ülkelerin silahlanma faaliyetlerine çok ısrarlı bir şekilde güç kullanarak karşı çıkması, diğerlerine de göz yumarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi, üçüncü dünya ülkelerinin nükleer silahlara sahip olma çabalarını artırmıştır.
2. ABD’nin “Gelecekteki muhtemel tehditler” konusunda yapmış olduğu bir incelemenin sonuçları da aşağıdadır;

a. Kuveyt’in Irak tarafından yeniden işgali,

2. Güney Kore’nin, Kuzey Kore tarafından işgali,
3. Kuveyt ve Güney Kore’nin, Irak ve Kuzey Kore tarafından aynı anda işgali,
4. Panama’da bir hükümet darbesi,
5. Filipinler’de bir hükümet darbesi,
6. Litvanya’nın PF tarafından işgali,
7. Sovyetler benzeri yeni bir gücün doğuşu.

1. Dünya barışını tehdit eden ve yazar tarafından “Serseri Devletler” olarak tanımlanan ülküler, kitapta aşağıdaki üç katagori altında toplanmıştır. EK-A’da sahip olduğu NBC kabiliyetleri de ifade edilen bu ülkelerin toplam sayısı 17’dir.

1. Serseri Devletler;

İran, Irak, Libya, Kuzey Kore ve Suriye
2. Mustakbel Serseri Devletler;

Çin, Mısır, Hindistan, Pakistan, Güney Kore, Tayvan ve Türkiye.
3. Diğerleri;

Arjantin, Brezilya, Küba, Endonezya ve İsrail.

1. Serseri devletler içerisinde Kuzey Kore, gelecek için en büyük tehlike arzeden ülke olarak tanımlanmıştır. Bu ülkelerin “Serseri Ülke” olarak adlandırılmasının sebepleri ise aşağıdaki fıkralarda ifade edildiği şekildedir;

1. NBC silahlarını temin etme yolunda olmaları,
2. Terörizme destek vermeleri veya göz yummaları,
3. Batı karşıtı otoriter liderler tarafından yönetilmeleri,
4. ABD’nin bölgedeki çıkarlarını tehdit etmeye hazır bulunmaları,
5. Komşuları tarafından tehlikeli olarak görülen büyük bir orduya sahip olmalarıdır.

1. Çin, Mısır, Hindistan, Pakistan, Güney Kore, Tayvan ve Türkiye olarak tanımlanan “Müstakbel Serseri Ülkelerin” bu şekilde tanımlanmasının nedenleri de müteakip fıkralardadır;

1. Büyük bir orduya sahip olmaları ve NBC silahlarını üretme kapasitesini elde etmeye çalışmaları

(Bu ülkelerden Çin, Hindistan, Pakistan, Güney Kore ve Tayvan’ın nükleer silah ve balistik füzelere sahip olduğu bilinmektedir.)
2. Askeri açıdan kendi kendine yeterli olmak için büyük bir gayrek göstermeleri,
3. Liderleri veya siyasi ortamların değişmesi halinde, ABD ile muhalif ilişkiye girme tehlikesi göstermeleri.

1. Bu 12 ülke dışında kalan, Arjantin, Brezilya Küba, Endonezya ve İsrael’de, kitapta “Serseri veya Müstakbel Serseri Devletler” katagorisine sokulmamış ancak, bu katagoriler için muhtemel aday ülkeler olarak tanımlanmışlardır.
2. Bugün dünyada yaklaşık olarak 15 ülke kitle imha silahlarına sahip bulunmaktadır. Arz ve talep, ihtiyat ve ihmal, fırsatçılık ve hırs faktörleri, bu silahların düzensiz olarak yayılmasında etkin rol oynamıştır. Bu silahları elde etmek için gayret gösteren ülkeler, bu konudaki başarılarına göre üç gruba ayrılmışlardır;

1. Gelişmiş Silahlanmacılar

Büyük çapta nükleer mühimmata sahip, kimyasal ve biyolojik silah üretme kabiliyeti olan, menzili 1000 km’den daha fazla balistik silahlar üretmekte olan devletlerdir. Bunlar; Çin, Hindistan ve İsrail’dir.
2. Orta Seviyede Silahlanmalar;

Kitle imha silahlarının bazılarını üretebilen ancak, çalışmalarının bir kısmını veya tamamını durdurmuş olan ülkelerdir. Bunlar; Arjantin, Brezilya, Irak, Kuzey Kore, Pakistan, Güney Kore ve Tayvan’dır.
3. Silahlanma Çabasında Olan Ükleler;

Nükleer silah üretmek için gerekli teknik ve endüstriyel kaynağı olmayan, bunları diğer ülkelerden almaya teşebbüs eden ancak, muhtemelen kimyasal silahlar ile balistik füzelere sahip olan ülkelerdir. Bunlar; Mısır, İran, Libya ve Suriye’dir.

1. ABD’nin Kitle İmha Silahları’nın yayılmasını önlemek için takip ettiği strateji aşağıdaki şekilde ifade edilebilir;

1. Mevcut çatışmaların tecrit edilmesi, hafifletilmesi ve bitirilmesine çalışmakta,
2. Devletler ve halklar arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesine gayret göstermekte,
3. Savaş yorgunu ve fakir düşmüş halkların sosyal ve ekonomik gelişmelerini desteklemektedir.


Devamını okuyun >>>

Osilatörler  

Posted by Murat Yılmaz in

Osilatörler, fiyatların yatay bir bant içinde dolaştığı trendsiz piyasalarda (trend-takipçisi sistemlerin iyi sonuç vermediği bu tür piyasalarda) son derece yararlıdırlar. Osilatörler teknik analizciye, bu tür yatay hareket eden trendsiz piyasalarda hareket edebilmenin imkanlarını verirler. Ancak, osilatörlerin değeri, yalnızca yatay piyasalardaki kullanımlarıyla sınırlı değildir. Osilatörler, trend kazanmış dönemlerde fiyat grafikleriyle bağlantı içinde kullanılınca, kısa-dönemdeki piyasanın uç noktalarının (aşırı-satım, aşırı-alım koşulları) sinyallerini vermede de son derece yararlıdırlar.

Osilatörler aynı zamanda, fiyat hareketinde momentum kaybı açık biçimde ortaya çıkmadan önce, trendin momentum kaybettiği konusunda uyarırlar. Osilatörler, bir trendin tamamlanmak üzere olduğunu bazı uyumsuzluklar göstererek haber verebilirler.

Osilatörlerin Yorumu

Momentum osilatörlerini çizebilmenin pek çok değişik yolu olsa da, yorumu bir
teknikten diğerine çok az değişiklik gösterir. Osilatörlerin hemen tamamı birbirine çok benzer. Bazı osilatörlerde yatay bir orta değer vardır. Kullanılan formüle bağlı olarak bu orta çizgi genellikle bir sıfır Daha fazla...çizgisidir. Yine bazı osilatörlerin 0′dan 100′e ya da - 1 den +1′e uzanan sınırları vardır.

1) Sıfır Çizgisinin Kesilmesi

Osilatörlerden yaralanmanın en basit yolu, orta değeri (ya da sıfır çizgisini) sinyal üreten bir çizgi olarak kullanmaktır. Osilatör, sıfır çizgisinin üzerine çıkarsa alım, sıfır çizgisinin aşağısına düşerse satım yapılır. Momentum grafiklerinde en çok kullanılan teknik budur. Bu teknik, piyasanın trendi yönünde hareket ederek kullanıldığı zaman daha iyi sonuç verir. Sıfır çizgisi, aşağı-trendlerde direnç, yukarı-trendlerde ise destek olarak rol oynar.

2) Ekstrem Bant Analizleri ya da Osilatörlerin Ekstrem Noktalarının Analizleri

Osilatörlerin kullanımının ikinci bir yolu ekstrem bant analizleri ya da ekstrem noktaların tanımlanmasıdır. Diğer bir deyişle, osilatör bantlarının uç sınırları, piyasanın ekstrem noktaları konusunda uyarıcı olarak kullanılır. Daha sofistike osilatörlerin hemen tamamı, aşırı-alım ya da aşırı-satım bölgeleri olarak düşünülen üst ve alt bölgelere sahiptirler. Örneğin Göreceli Güç Endeksi (RSI)’nin, 0′dan 100′e düşey bir ölçeği vardır. Osilatör üzerinde 30 ve 70 değerlerinde iki de yatay çizgi görünür. 70 çizgisinin üzerine çıkılması bir aşırı-alım durumunu, 30 çizgisinin altına düşülmesi ise bir aşırı-satım durumunu anlatır.

3) Uyumsuzluğun Önemi

Osilatör analizlerinden yararlanmanın üçüncü ve muhtemelen en değerli yolu uyumsuzlukları gözlemektir. Bir uyumsuzluk, osilatör çizgisi ve fiyat çizgisinin birbirlerinden ayrıldığı ve zıt yönlere doğru hareket etmeye başladığı bir durumu anlatır.

Bir yukarı-trend’de, en çok rastlanılan osilatör uyumsuzluğu tipi ve bizim bu tartışmada üzerinde duracağımız tip, fiyatlar çıkışı sürdürüyorken osilatörün fiyat hareketinin yeni tepelerini onaylamamasıdır. Bu çoğunlukla, ralli hareketinin muhtemelen başarısız kalacağının kusursuz bir uyarısı olur ve negatif uyumsuzluk olarak adlandırılır.

Bir aşağı-trend’de, osilatör, fiyat hareketinin oluşturduğu yeni tabanı onaylamaz ise, bir pozitif uyumsuzluk ortaya çıkmış olur ve en azından kısa dönemde yukarıya doğru bir tepki hareketinin ortaya çıkabileceğinin uyarısı olur. Her iki durumda da osilatör modeli, çoğu zaman bir ikili-tepe ya da ikili-tabana benzer.

Uyumsuzluk analizi için önemli bir gereklilik, uyumsuzluğun osilatör ekstremlerinde ortaya çıkmasıdır. Örneğin RSI’deki bir uyumsuzluğun, 70 çizgisinin üzerindeki ya da 30 çizgisinin altındaki “tehlikeli bölgelerde” ortaya çıkması daha önemlidir. 70′in üzerindeki ya da 30′un altındaki bir uyumsuzluk önemli bir sinyal olabilir ve dikkat edilmelidir.

Uyumsuzluğun bir ikinci biçimi, osilatör çizgisinin fiyattan önce önemli bir tepeyi ya da tabanı geçmesidir. Trendin yönüne bağlı olarak osilatörde aşağı ya da yukarı doğru yönelmek şeklinde bir eğilim vardır. Yukarı-trend’lerde, osilatör yukarıya doğru hareketlenme ve aşağı trend’lerde aşağıya doğru hareketlenme eğilimindedir.

Osilatör çizgisinin tepe ve tabanları, fiyat grafiğindeki tepe ve tabanlarla çoğunlukla uyum sağlar. Bir yukarı-trend’de fiyatlar eğer osilatörle birlikte yükselen tepe ve tabanlar şeklindeki bir model ortaya çıkartmışken, osilatör aniden önemli bir tabanın daha altına düşerse, bu çoğu zaman trendin muhtemelen yukarıdan aşağıya doğru dönecek olduğunun bir uyarıcısı olur. Bir önceki tepenin geçilmesi ise doğaldır ki, bir aşağı-trend’deki muhtemel bir tabana işaret eder.

Osilatörleri Yorumlamanın Genel Kuralları

Genel bir kural olarak; bir osilatörün, osilatörün aşağı ya da yukarı sınırına ulaşması, fiyat hareketinin çok fazla ilerlemiş olduğunu ve bu nedenle bir tür düzeltme ya da ertelemenin beklenmesi gerektiğini anlatır. Yine bir diğer kural olarak; alım noktası, osilatör çizgisinin alt sınıra yakın olduğu bölge ve satım noktası da, osilatör çizgisinin yukarı sınıra yaklaştığı bölgedir. Yüz çizgisinin kesilmesi alım ya da satım sinyali olarak kullanılır.

Osilatörlerin En Önemli Üç Kullanımı

Osilatörlerin en yararlı olduğu üç durum vardır. Bu durumların, osilatörlerin hemen bütün biçimleri için geçerli olduğunu göreceğiz.

1. Bir osilatör, aşağı ya da yukarı sınırlarına ulaştığı zaman çok yararlıdır. Osilatör, yukarı sınırına yaklaştığı zaman “piyasa aşırı-alındı”, aşağı sınırına ulaştığı zaman da “piyasa aşırı satıldı”, denir. Bu her iki durum da, fiyat trendinin aşırı uzamış ve bozulabilir olduğu konusunda bizi uyarır.

2. Osilatör bir uç sınıra ulaştığı zaman, fiyat ile osilatör arasındaki uyumsuzluk çoğunlukla önemli bir uyarıdır.

3. Yüz çizgisinin kesilmesi, fiyat trendinin yönü konusunda önemli bir sinyal verebilir.


Devamını okuyun >>>

Buttons

eXTReMe Tracker